Yazı Günlükleri 5

Gündüz ve gece ikisinin de ayrı ayrı güzellikleri olsa dahi, geceyi gündüz’den ayıran çok farklı yönler var.

Bir kere gece olduğu zaman insan düşüncelere kapılır, bir hüzün çöker, sadece bedeniyle değil ruhuyla yalnız kalır. Aklında ki sorulara yanıt arar. Bir varoluşun içerisinde kaybolup gider. Taki güneş doğana kadar kadar.

O güneş doğduğu zaman tepemize, gece ne yaşadığımız, ağladığımız, düşündüğümüz, yaptıklarımız bir çırpıda unutulur kısacası hepsi birlikte o geceye gömülür. Hiçbir şey yaşanmamış, yaşamamış gibi devam ederiz hayatımıza. Gündüz bitince üstümüzde ki yorgunluğu atmak için çekiliriz sinemize. Gecenin o güzel manzarasını söylemeden geçemem o ışıltılar, yıldızların belirmesi, ay ışığının vurması,ayın gözükmesi şehrin ışıklara bürünmesi hepsi birer gece gelince ortaya çıkan güzellikleri.

Hayallerimizi şekillendirir ay. Nasıl şekillendirir? Diye soracaksın biliyorum. Aya baktığında daha güzel düşünürsün, aklına daha önce gelmeyen şeyler gelir, düşüncelere dalarsın, ufkunu genişletir ay. Bir gök parçasından ibaret değildir kısacası.

Romantikliğinde sembolüdür gece. Her yerin zifiri karanlık olduğu yerde ışıklarla görsel şölen hazırlayıp etkilersin sevdiğin insanı. Aşıklar belirir sokaklarda, diğer normal insanların hepsi evlerindedir. Gecenin güzelliğinin tadını çıkarmak isteyenlerle dolup taşar sokaklar. Hergün ilk günkü güzelliğiyle kalır gece. Her gece insanoğlunu büyüsü altına alır istemeden de olsa.

Korkarız da geceden sadece güzelliğiyle gelmez, korkularıda beraberinde getirir. Aslında korkulacak bir şey olmadığını bilsek dahi karanlığın kendisine has olan bir korkutucu görüntüsü de vardır. Herkes evlerinde sokaklar bomboş olduğu zaman sende yalnız başına zifiri karalığa adım adım yürüdüğünde içinde bir ürperti belirir istemsizce

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir